Meclis genel kurulunda görüşülen ve kabul edilerek yasalaşması beklenen torba yasanın 19.maddesinde, 17/1-4/c bendinde KDV Kanununda yapılan değişiklik sonrası şirketlerin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine ilişkin KDV indirimlerinde zamanaşımına bağlı olmaksızın vergi inceleme yapılması zorunluluğu getirilmektedir.
Kdv Kanununun 17/1-4/c maddesinin eski şekli ,
Sosyal ve Askeri Amaçlı İstisnalarla Diğer İstisnalar
Madde 17 – 1. Kültür ve Eğitim Amacı Taşıyan İstisnalar:
…
4. Diğer İstisnalar:
c)Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesinde belirtilen işlemler ile aynı maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yazılı şartlar dahilinde adi ortaklıkların sermaye şirketine dönüşmesi işlemleri ve Kurumlar Vergisi Kanununa göre yapılan devir ve bölünme işlemleri (Bu kapsamda vergiden istisna edilen işlemler bakımından Katma Değer Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinin (a) bendi hükmü uygulanmaz. İşlem sonunda faaliyetini bırakan, bölünen veya infisah eden mükelleflerce yüklenilen ve indirilemeyen vergiler, faaliyete başlayan veya devir ve bölünme sonrasında devredilen veya bölünen kurumların varlıklarını devralan mükellefler tarafından mükerrer indirime yol açmayacak şekilde indirim konusu yapılır.), denmektedir
Kdv Kanununun 17/1-4/c maddesinin yeni şekli ise,
Sosyal ve Askeri Amaçlı İstisnalarla Diğer İstisnalar
Madde 17 – 1. Kültür ve Eğitim Amacı Taşıyan İstisnalar:
…
4. Diğer İstisnalar:
c)Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesinde belirtilen işlemler ile aynı maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yazılı şartlar dahilinde adi ortaklıkların sermaye şirketine dönüşmesi işlemleri ve Kurumlar Vergisi Kanununa göre yapılan devir ve bölünme işlemleri (Bu kapsamda vergiden istisna edilen işlemler bakımından Katma Değer Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinin (a) bendi hükmü uygulanmaz. İşlem sonunda faaliyetini bırakan, bölünen veya infisah eden mükelleflerce yüklenilen ve indirilemeyen vergiler, faaliyete başlayan veya devir ve bölünme sonrasında devredilen veya bölünen kurumların varlıklarını devralan mükellefler tarafından mükerrer indirime yol açmayacak şekilde Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenen zamanaşımı süreleri ile bağlı olmaksızının yapılacak vergi incelemesi sonucuna göre indirim konusu yapılır.), denmektedir.
Kdv kanununda yapılacak bu düzenlemeyle faaliyetini bırakan, bölünen veya infisah eden mükelleflerin bünyesinde bulunan söz konusu sonraki döneme devreden KDV tutarlarının devralan şirkette indirilecek KDV olarak kullanılabilmesi için bu KDV'nin doğruluğuna ilişkin gerekli incelemenin VUK’da düzenlenen zamanaşımı süreleriyle bağlı olmaksızın yapılması ve inceleme sonucuna göre indirim hakkının verilmesi öngörülmektedir.
Bu düzenleme genel olarak Türk Vergi Sisteminin zamanaşımına ilişkin beş yıllık süresi süresiz hale getirmektedir. Daha önce takdir komisyonlarına tanınan benzer yetki, Anayasa Mahkemesince iptal edilmişti. Bu durumda, defter ve belgelerin saklanması, ibrazı, konunun dışında olan mal veya hizmeti satan mükellef nezdinde nasıl karşıt inceleme yapılabileceği gibi konular belirsizdir.
Ayrıca, “zamanaşımı sürelerine bağlı kalmaksızın” ifadesinin faili olarak ZAMANAŞIMI müessesesini ortadan kaldırdığı değerlendirilmektedir.
Bu yöntem kurumsallaşmayı engelleyeceği gibi devir, bölünme ve şirketleşmeyi teşvik eden reform niteliğindeki Türk Ticaret Kanunda öngörülen kolaylıkları engelleyeceği değerlendirilmektedir.
Kaldı ki, vergi idaresinin belirtilen devir, bölünme ve nevi değişikliği işlemlerini zamanaşımı süresi içerisinde her zaman inceleyebileceği dikkate alındığında, getirilen bu düzenlemenin sermaye şirketlerine olan dönüşümü ve kurumsallaşmayı olumsuz etkileyeceği değerlendirilmektedir.
İlgili maddenin gerekçesinde, mevcut uygulamada şirketlerin birleşme, devir ve bölünme işlemleri dolayısıyla faaliyetlerini bırakan, bölünen veya infisah eden mükelleflerce yüklenilen ve indirilemeyen vergiler, faaliyete başlayan veya devir ve bölünme sonrasında devredilen veya bölünen kurumların varlıklarını devralan mükelleflerin bünyesinde bulunan söz konusu sonraki döneme devreden KDV tutarının gerçekliğine ilişkin herhangi bir tespit ve araştırmanın bulunmaması, devralan mükellefler tarafından haksız kdv indirimi ve iadelerine sebebiyet vermektedir. Yapılan düzenleme ile faaliyetini bırakan, bölünen veya infisah eden mükelleflerin bünyesinde bulunan söz konusu sonraki döneme devreden kdv olarak kullanılabilmesi için bu kdv' nin doğruluğuna ilişkin gerekli incelemenin Vergi Usul kanununda düzenlenen zamanaşımı sürelerine bağlı olmaksızın yapılması ve inceleme sonucuna göre indirim hakkının verilmesi sağlanmaktadır. Ancak bu incelemenin kimler tarafından hangi şekilde yapılacağı konusu da belirsizdir.
01.01.2030 tarihinden itibaren uygulanmak üzere "f) Beş takvim yılı süresince indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisi." maddesi eklenerek indirimde zamanaşımı süresi yasa maddesine eklenmiştir.
Bu maddenin gerekçesinde, Türk Vergi Sistemi incelendiğinde gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında herhangi bir yılın zararı, en fazla izleyen beş takvim yılı veya hesap dönemi kazancından indirim konusu yapılabilmektedir. Dolayısıyla mükelleflerin zararının süresiz olarak izleyen yıl kazancından indirim söz konusu değildir.
KDV uygulamasında ise mükelleflerin mal ve hizmet alımları nedeniyle yüklendiği KDV'nin ilgili dönemde
indirilememesi halinde, bu KDV tutarı sonraki döneme devretmekte, fakat devreden bu KDV'nin hangi sürede
indirim konusu yapılabileceğine ilişkin bulunmamaktadır.
Teorik olarak 1985 yılından bugüne KDV mükellefiyet bulunan bir mükellefin, 1985 yılında yüklendiği KDV'yi 2024 yılında indirebilmesi mümkündür. Bu husus mükelleflerin devreden KDV'sinin takibini güçleştirmekte ve devreden KDV'nin iadesinin yapıldığı işlemlerde haksız KDV iadelerine sebebiyet verebilmektedir.
Ayrıca, defter ve belge saklama, tarh ve düzeltme işlemlerine ilişkin Vergi Usul Kanunu ve Türk Ticaret
Kanununda zamanaşımı süreleri bulunmakta olup bu sürelerin geçtiği dönemlerin yüklenilen ve sonraki döneme
devreden KDV tutarları bakımından incelenmesi ve kontrolü fiilen mümkün olamamaktadır. Bu da mükelleflerin devreden KDV tutarlarının doğruluğunun kontrolü açısından risk oluşturmakta, gerek Hazineye intikal edecek
verginin azalması gerekse haksız KDV iadesi gibi sonuçlar doğurabilmektedir. 3065 sayılı Kanunun 30 ve 58'nci maddelerinde yapılan düzenlemelerle beş takvim yılı veya daha fazla süreyle devreden KDV tutarlarının, indirim KDV hesaplarından çıkarılarak özel bir hesaba alınması, mükellefin talebine bağlı olarak yapılacak vergi incelemesi
sonucuna göre gelir veya kurumlar vergisinin tespitinde gider olarak dikkate alınması imkanı sağlanmakta ve devreden kdv tutarının azaltılması amaçlanmaktadır.
Bilindiği üzere KDV uygulamasında; “katma değer”in vergilenmesi esas olup, bu amacı sağlamak üzere mükelleflerin mal ve hizmet alımları sırasında ödedikleri katma değer vergisinin, mal ve hizmet satışları nedeniyle hesapladıkları katma değer vergisinden mahsubu(indirilmesi) ve bu indirimden arta kalan hesaplanan KDV olması halinde bu tutarın vergi idaresine ödenmesi sistematiği (indirim mekanizması), KDV’nin en temel özelliklerindendir.
Ancak mükelleflerin satışını gerçekleştirdikleri mal ve hizmetlerin KDV oranının, alım sırasında ödedikleri KDV oranından düşük kaldığı ya da özellikle yatırım dönemi gibi işletmeye henüz geçilmeyen dönemlerde katlanılan KDV tutarları, bu mükellefler açısından, hesaplanan KDV’nin yetersizliği nedeniyle önemli finansal yükler oluşturmaktadır. KDV uygulamasında dolaylı bir vergi olması hasebiyle esasen nihai tüketici üzerinde kalması beklenen KDV tutarı belirtilen nedenlerle üzerinde KDV yükü kalmaması gereken, taşıyıcı rolü olan vergi mükellefi üzerinde kalır hale gelmektedir. Bu mahsurun kaldırılması ve uzun yıllardır indirilemeyen KDV’nin işletmelerimiz
üzerinde oluşturduğu finansman yükünün azaltılması ve işletmelerin nakit finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla, devreden KDV tutarının mükellefe iadesine ilişkin düzenlemeler yapılması gerektiği öncelikle değerlendirilmektedir.
Beş yıldan fazla devreden KDV nin indiriminin engellenmesi işletmeler üzerindeki yaratılan finansman yükünün kalıcı hale gelmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca evrensel bir hukuk ilkesi olan Mülkiyet Hakkı kapsamında da mükelleflerin mülkiyetlerinde olan ve fakat devletten iadesini veya vergiden indirim hakkını içeren devreden KDV nin talep edilebilmesine ilişkin bir düzenleme yapılması gerekirken, indirim hakkının engellenmesi, elinden alınması Anayasaya aykırılık taşıyacaktır. Bu düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan mülkiyet hakkına da aykırılık taşıdığı değerlendirilmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere, mükellefler tarafından devreden KDV nin iadesi beklenirken,indirim hakkının da engellenmesinin doğru olmayacağını düşünüyorum.
Devir hakkı engellenen bu KDV nin sadece vergi incelemesi yoluyla gider veya maliyet yazılabilmesine imkan tanınması mükellef mülkiyetinde olan KDV hakkının % 75 inin yok edilmesi anlamına gelmektedir.
Vergi Hukukunda ZAMANAŞIMI, devlet işlemlerine karşı mükellefi koruyan bir müessesedir.Getirilen sınırlama düzenlemesi ile mükellefin sahip olduğu indirim hakkı elinden alınmaktadır. Gerek iş dünyası gerekse mali camia tarafından uzunca bir süre tartışılmış ve konuya ilişkin olarak 7104 sayılı Kanun’la 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nda yapılan değişiklik ile çözüm getirilmiştir.
İlgili kanuni düzenleme ile Hazine ve Maliye Bakanlığı, 3568 Sayılı Kanun kapsamında yetki almış serbest muhasebeci mali müşavirlere,beyannamelerini imzaladıkları dönem ve mükelleflerle sınırlı olmak kaydıyla, 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamında yapılacak iadeye dayanak teşkil edecek
rapor düzenlettirmeye, bu kapsamda rapor düzenleyecek serbest muhasebeci mali müşavirlerde aranacak nitelik
ve şartlar ile rapor düzenlenebilecek iade türlerini ve azami iade tutarlarını tespit etmeye, rapor düzenleme yetkisini, belirleyeceği usul ve esaslara göre yapılan eğitimlere katılma ve başarılı olma şartına bağlamaya ve
uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili kılınmıştır.
Getirilen kanuni düzenleme ile Serbest muhasebeci mali müşavirler, iadeye ilişkin düzenledikleri
raporların doğru olmasından sorumlu tutulmakta ve düzenledikleri raporun doğru olmaması halinde,
rapor kapsamı ile sınırlı olmak üzere, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle
birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları hüküm altına alınmıştır.
Bu tespit çerçevesinde; yeni yasa ile hayata geçirilmesi planlanan “beş yıldan fazla devreden KDV’nin vergi incelemesi sonucuna göre gider veya maliyet olarak dikkate alınabilmesi” önerisinin aşağıdaki gerekçelerim ile katılmadığımı mevcut yasal ve idari düzenlemeler içinde söz konusu sorunun (devreden KDV’nin işletmelerimiz açısından oluşturduğu finansman yükü sorunu) zaten çözümünün mümkün bulunduğunu belirtmek isterim:
Öngörülen 5 yıllık süre oldukça uzun bir süredir. Araştırmalar sonucu ortaya konulduğu üzere İngiltere de her aylık dönemde devreden KDV tutarı mükellef üzerinde yük kalmayacak şekilde iade mekanizması bulunmaktadır. Ülkemizde de uzun bir dönem beklemeye gerek kalmadan ve aylık dönemler halinde gerekli vergi güvenlik ve müteselsil sorumluluk mekanizmaları da işletilerek devreden KDV nin aylık dönemler halinde iadesine olanak sağlanmalıdır.
Sadece vergi incelemesi şartına bağlanmadan, hali hazırda zaten kanuni olarak rapor düzenleme yetkisi bulunan Yeminli Mali Müşavirlerin ve 3568 sayılı Kanunda 7104 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler sonrasında rapor düzenleme yetkisi tanınan Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin müteselsil sorumlulukları altında gerekli
denetim-inceleme ve rapor düzenlemesi yoluyla da devreden KDV’nin iadesine imkân sağlanmalıdır.
Devreden KDV tutarının gider veya maliyet olarak dikkate alınmasını sağlamak esasen katlanılan vergi finansman yükünün sadece % 25 lik kısmının vergi yoluyla iade alınmasına (ya da daha az gelir veya kurumlar vergisi ödenmesine) imkân sağlayacak olup, halen fazla ödenmiş olan KDV tutarının % 75 lik kısmının mükellef
üzerinde finansman yükü olarak kalmasına devam edecektir. Yukarıda da belirttiğim üzere, KDV de indirim mekanizmasında ödenen vergi tutarı, hesaplanan vergi tutarından tenzil edilmesi öngörülmektedir. Bu nedenle getirilecek düzenlemede, devreden KDV tutarının gider veya maliyet olarak dikkate alınması imkânı yerine
hesaplanan Gelir veya Kurumlar vergisinden doğrudan tenzil imkânı verilmesi şekline dönüştürülmelidir.
1. Kdv Kanununun 17/1-4/c maddesinin yeni şekli ile, kurumlarda işlem sonunda faaliyetini bırakan, bölünen veya infisah eden mükelleflerce yüklenilen ve indirilemeyen vergiler, faaliyete başlayan veya devir ve bölünme sonrasında devredilen veya bölünen kurumların varlıklarını devralan mükellefler tarafından mükerrer indirime yol açmayacak şekilde Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenen zamanaşımı süreleri ile bağlı olmaksızının yapılacak vergi incelemesi sonucuna göre indirim konusu yapılır.), denmektedir.
VUK’da düzenlenen zamanaşımı süreleriyle bağlı olmaksızın yapılması ve inceleme sonucuna göre indirim hakkının verilmesi öngörülmektedir.
Bu düzenleme genel olarak Türk Vergi Sisteminin zamanaşımına ilişkin beş yıllık süresi süresiz hale getirmektedir. Daha önce takdir komisyonlarına tanınan benzer yetki, Anayasa Mahkemesince iptal edilmişti. Bu durumda, defter ve belgelerin saklanması, ibrazı, konunun dışında olan mal veya hizmeti satan mükellef nezdinde nasıl karşıt inceleme yapılabileceği gibi konular belirsizdir.
Ayrıca, “zamanaşımı sürelerine bağlı kalmaksızın” ifadesinin faili olarak ZAMANAŞIMI müessesesini ortadan kaldırdığı değerlendirilmektedir. Bu yasa anayasa mahkemesinde itiraza konu olacağını düşünmekteyim.
2. 01.01.2030 tarihinden itibaren uygulanmak üzere "f) Beş takvim yılı süresince indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisi." maddesi eklenerek indirimde zamanaşımı süresi yasa maddesine eklenmiştir.
Beş yıldan fazla devreden KDV nin indiriminin engellenmesi işletmeler üzerindeki yaratılan finansman yükünün kalıcı hale gelmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca evrensel bir hukuk ilkesi olan Mülkiyet Hakkı kapsamında da mükelleflerin mülkiyetlerinde olan ve fakat devletten iadesini veya vergiden indirim hakkını içeren devreden KDV nin talep edilebilmesine ilişkin bir düzenleme yapılması gerekirken, indirim hakkının engellenmesi, elinden alınması Anayasaya aykırılık taşıyacaktır. Bu düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan mülkiyet hakkına da aykırılık taşıdığı değerlendirilmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere, mükellefler tarafından devreden KDV nin iadesi beklenirken,indirim hakkının da engellenmesinin doğru olmayacağını düşünüyorum
3.Kdv kanununun iki ayrı maddesinde yapılan ve kendi içinde bir bütünlük oluşturması beklenen vergi usul kanununda belirtilen zamanaşımı sürelerinde farklılık karmaşaya sebep verecek ve çok itirazı da beraberinde getirecektir.
29.07.2024
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> Uygulamalı Enflasyon Muhasebesi (171 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.